Önce Arjantin, ardından Şili, şimdi de Brezilya…
Latin Amerika’da yıllardır kriz, eşitsizlik ve hayat pahalılığıyla mücadele eden toplumlara yeni bir reçete sunuluyor:
Daha fazla piyasa, daha az kamusal alan, daha az sosyal politika.
Kamu harcamalarını kısmak, özelleştirmek ve sosyal devletin alanını daraltmak… Üstelik bütün bunları “özgürlük” söylemiyle anlatmak.
Peki insanların sağlık hizmetine, eğitime ve barınmaya erişebilmesi özgürlüğün karşıtı mı?
Latin Amerika bir dönem Lula’dan Morales’e, Chávez’den Mujica’ya uzanan farklı siyasi çizgilerle başka bir fikri tartışmıştı: Devletin eşitsizliği azaltması, kamusal hakları güçlendirmesi ve ortak refahı koruması.
Bugün ise bireyci, rekabetçi ve güvenlik merkezli bir siyaset yeniden yükseliyor.
Asıl soru belki de şu:
Birbirine karşı yarışan bireylerden oluşan bir toplum mu?
Yoksa insanı, doğayı ve ortak yaşamı merkeze alan bir toplum mu?